02 Aralık 2009 Çarşamba

ego

Ego; id, süperego ve dış gerçekliğe hem boyun eğmek hem de onları kontrol etmek zorundadır. Uzlaşarak varlığını sürdürür.

Bu nedenle id tarafından harekete geçirilen, süperego tarafından sınırlandırılan, gerçeklik tarafından bozguna uğratılan ego, içinde ve üzerinde çalışan güçler ve etkiler arasında uyum sağlama ekonomik görevine hakim olmaya çabalar; ve biz, neden bu kadar sıklıkla ağlamamıza engel olamadığımızı anlayabiliriz: "Hayat kolay değil!"

28 Kasım 2009 Cumartesi

eşofmanlı güzel kadın #1

çanakkale-izmir, izmir-çanakkale arasında yaptığımın yolculuklardaki yol arkadaşlarımdan bahsedicem biraz... 5-6 saatlik bir zaman dilimini paylaşıyoruz aslında ama insanlar en özel durumlarını açabiliyorlar böyle zamanlarda, herkesin ayrı bir hikayesi var cidden...

25 kasım günü bayram için izmir'den çanakkale'ye gidiyorum... yol arkadaşım çok güzel kumral tenli sarışın bir kadın, muhtemelen üniverste öğrencisi, yüzünde farkedebileceğim kadar fondoten var ama yine de doğal görünüyor(demek ki makyaj işinden anlıyor). gri miydi siyah mıydı pek hatırlayamadığım bir eşofman takımı giymişti. sporcu olduğu her halinden belliydi...
elinde cumhuriyet gazetesi ve bir kitapla geldi, bel çantasını ön koltuğun bi çıkıntısına astı, rahatsız olup olmayacağımı sordu kibarca... sonra kalem istedi benden, gazeteyi bazı yerleri çizerek okudu... onun bu kültürlü halini kıskandım resmen, zaten çok da güzeldi, ki ben sarışın kadınları kolay kolay beğenmem...

molaya kadar hiç konuşmadık, ki bu 2buçuk saat kadar yan yana mal mal oturduğumuz anlamına geliyor...
mola bitimi yanıma geldiği gibi konuşmaya başladım...
-öğrenci misin?
öyle başlar ya genelde yol sohbetleri, güldü falan yeni mezun sayılırım dedi... yanımda oturuken havalı, soğuk biri gibiydi, kendini beğenmiş mi desem, gerçi beğenmeye hakkı vardı... konuşmaya başlayınca sevimli, sıcak biri oluverdi birden...
beden öğretmeniymiş, 2004'te uludağ üniversitesi'nden mezun olmuş... üniversite hayatı iyi geçmiş baya, çok sevdiği ve hala görüştüğü pek çok arkadaşı varmış o zamanlardan kalan, arada buluşuyoruz falan derken "kimimizin çocuğu oldu" dediyince... "sanırım çocuğu var" düşüncesi ne kadar aklımdan geçmiş olsa da, onu bu role oturtmam kolay olmadı...
3buçuk yaşında bir çocuğum var dedi sonra, resmini gösterdi... batıkan, barış manço hayranı olduğu için bu ismi koymuş ona... bir tane daha olursa doğukan koyacakmış ama işler umduğu gibi gitmemiş... 6ay önce boşanmış kocasından... bu çocuğundan ilk ayrılışıymış... batıkan babasıyla olacakmış bu bayram... o böyle anlattıkça yanımdaki güzel kadın, güzel ve iyi bir anne oluverdi birden...
erken evliliğe dair bir kaç nasihat verdi ama pek pişman gibi değildi, iyi tanıyın birbirinizi dedi, aynı evde yaşamak gibi olmuyor... 3 aylık bir tanıma süresinden sonra evlenmişler, ailelerin yaşam tarzlarının benzer olması gerekiyor dedi bir kaç kez... astsubaymış eski kocası, eski kocasının tayiniyle gelmişler izmir'e boşanınca hem batıkan hem de kendi için izmir'de kalmasının en iyisi olduğuna karar vermiş... oğluyla beraber yaşıyor işte şimdi...

öyle her önüne gelene anlatılabilecek kolay şeyler değil bazıları, ben de mi bir şey var acaba...
başka yolculuklarla devam edecek...

27 Kasım 2009 Cuma

güle güle

çadır kampı yaptığımız yazlardan biriydi... lise2'ye geçtiğim yazdı sanırım...
benden hoşlanan bir çocuk vardı...
kamptan ayrılırken koşa koşa arabanın yanına gelip, babamın açık penceresinden kafasını uzatıp, bana "güle güle" demişti...
ben çok utanmıştım, babamsa kıskanmıştı...

öyle aklıma geldi...

23 Kasım 2009 Pazartesi

kör aşıklar

İŞTEE!! Bir zamanlar birbirimize aşık olduğumuzun en büyük kanıtı, oturduğumuz ev... bir aşk çılgınlığı...

şimdi beraber aldığımız ahşap yemek masasında otururken bunları konuşuyoruz... biz bir zamanlar kör aşıklardık...

bir ay içinde iki sokak ötede oturan iki bölüm arkadaşımın yanına üçüncü olarak taşınıcam... yaklaşık 9 aylık bu ev arkadaşlığı, evcilik oyunu, sürecini bitiricem... ama ilişkimiz devam edecek, edebildiği kadar...

birbirimize bir zamanlar aşık olduğumuzun en büyük kanıtının ev olduğunu söylerken, birbirimize tekrar o denli aşık olmamızın ne kadar zor olduğunu bildiğimiz kadar ben farklı bir eve taşındığımda, hiçbir zaman birbirimize aynı evde yaşadığımız zamanki kadar yakın olamayacağımızın da farkındayız...

bitiş çizgisini görmek gibi bir şey bu...

31 Ekim 2009 Cumartesi

tüketici

tüketici toplumuyuz biz, her şeyi bir gün eskiyecek diye alıyoruz...
beğeniyoruz, alıyoruz, benimsiyoruz, kullanıyoruz, sonra sıkılıyoruz başka bir tanesi çalıyor gönlümüzü...

en çok da aşkı tüketebildiğimize üzülüyorum aslında... onu bile tüketebiliyoruz, o kadar yaydık hayatımıza tüketiciliği... garip...

19 Eylül 2009 Cumartesi

sır

blog yazmayı seviyorum aslında...
ama bu aralar pek çok sırrım var kendimi anlatamıyorum...

etrafımda topladığım bir çok ilginç insan var...
güzel bir senaryo olabilir son 6 yılım... herkes öyle düşünür aslında değil mi? herkesin hayatı film gibidir kendince...

cesaret gerektirecek pek çok şey yaptım... pek çok şeyi göze alarak...
sadece istediğim için... kendim için, kendim olabilmek için... neler olabileceğini düşünerek ama düşüncesizce...
şimdi bu sırlardan birini bitirme vakti... bir kaç ay sonra saklamam gereken bu durum ortadan kalkacak...
endişeliyim...
22 eylül... gereksiz karşılaşmalar olmazsa, bu sırrı göze aldığım şeyleri yaşamadam bitirebilirim...

her şey bana karşı olduklarında ya da öyle düşündüğümde daha kolaydı aslında... şimdi yanımdalar, destek olmaya çalışıyorlar... yalan söylerken canım acıyor, aslında yalan söylemede iyiyimdir ama isteyerek söylüyorsam... artık onları kandırmak istemiyorum...
yaptığım şeyi keske yapmasaydım demiyorum, istemiştim...

ama öğrenilmeden bitmeli artık...

08 Eylül 2009 Salı

hatırladığım ender rüyalardan biri


rüyamda yakup bana deli gibi aşıktı... kocaman bir evleri vardı, evleri annemle gezdiğimiz mobilyacılardan birine benziyordu, çok büyüktü... bi şekilde onun evinde bir gece kalmamız gerekiyordu rüyaya göre, arkadaşlarım gaye ve buse vardı yanımda da, yakup'un benim için neler hissettiğini, beni ne kadar çok sevdiğini söylüyorlardı durmadan... özellikle de buse üstüme çok düşüyordu...
yakup gerçek hayatta arkadaşımın sevgilisinin yakın arkadaşı olarak tanıştığım biri, güzel yemekleriyle ünlü bir doğu şehrinden gelmişler buraya... yarı arap kökenli, kısa, esmer, kara laşlı kara gözlü, olgun bir çocuk... ilişkimiz yolda selamlaşmaktan ibaret...

benim yavru bir ördeğim vardı rüyada... onu besliyordum buse beni iyice bunaltırken, balçık dolu ufak bi leğen vardı, ördeğim ona düşüyordu yem yerken, balçık da yüzemiyor ve içine batıyordu, sonra ben çıkarttıyordum onu ordan, içi su dolu kocaman akvaryumsu bir şey vardı ona sokup temizliyordum ördeği, bir iki kez daha oldu bu...
buse'yle kavga etmeye başladım sonra, ama beni yakup yüzünden bunalttığı için değil, şu an hatırlayamadığım bir sebep yüzünden bunaltılmışlığında etkisiyle çok kötü ve kırıcı tartışıyordum... o da aynı şekilde karşılık veriydor... bir daha konuşmamacasına küsütük ve gaye'yle birlikte gittiler yanımdan...
buse gerçek hayatta hiç kavga ederken görmediğim, kendimi pek savunamayan, sakin, çekingen, sadece yakın arkadaşlarının yanında konuşkan olabilen bir kız...

ordan rüya ertesi sabaha atlıyor... ben otobüsten iniyorum... yokuş yukarı çıkıyorum... otogarın yakınlarında, "ÇANLI" diye bir yerdeyim...yolun diğer tarafında baya büyük bir wc var ona giricem... wc şey gibi hani tatil yerlerinde soyunma kabinleri olur ya; 10-12 tane falan yan yana dizilmiş tahta kapılı tuvaletler düşünün, bu tuvaletlerin etrafına da 2-3 metrelik beyaz duvarlar örmüşler, üstü açık doğal bir yer... ama sefil bir yer değil...

wc'den çıkarken gaye, melis ve özlem'i merdiven basamaklarına oturmuş buse'yi dinlerlerken görüyorum, üzgün gözüküyor ama kızgın da (evet wc'nin içinde süs olsun diye 6-7 basamaklı beyaz renkli bir merdiven var !?).

ben onlara gözükmeden çıkıyorum ordan kapıda yakup'un iki yakın arkadaşını görüyorum, içlerinden birinin melis'ten hoşlandığını biliyorum... selam vermeden yürümeye devam ediyorum yokuş yukarı...


07 Eylül 2009 Pazartesi

soğuk bir gün...

büyülü bir sakinlik var sanki bugün üzerimde...
hoş ama sanki bugünden sonra her şeyden sıkılacakmışım gibi bir his de taşıyo içinde...

müzik eşliğinde okuyabileceğim kitaplarımdan okudum biraz... şu anlamak için kafamı çok yormayacağım kitaplardan...
bir neskafe yaptım kendime, içimdeki entel ruh uyandı sanki... yazıya başlamadan önce de günün ikinci sigarasını içtim...

resmen soğuk hava, bir ara dışarı çıkıp dolaşasım gelmişti ama duştan sonra geçti...
26 yaşındaki 8 yıldır üniverste öğrencisi sıfatını üzerinde taşıyan kuzenim mesaj atmış "bi gece bara gidelim" diye... olur dedim...
sonra bi yerdeyim boşsan gel, dedi... tamam dedim bende...

soğuk bir gün, özlemişim...